Duregard’a göre hastalığın ortaya çıkardığı bütün sorunları yanıtlamaktan çok uzak olan bilimsel evrim, psikosomatikte, çok faktörlü etiyolojilerde, hasta-doktor ilişkisinin karmaşıklığında, plasebo etkisi ile terapötik belirtiler vb. gibi durumlarda hastalık kavramının “sorgulanmasına” yol açmıştır. Ancak en yeni yöntemlerin kullanılması, tıbbın duyarsızlaşmasına neden olmamalıdır. Aksine, modern tıbbın asıl meselesi, bireyselliği tanımlamaya yardımcı olurken biyokimyasal bir tanıma, her insan için moleküler bir tanıma yaklaşılmasıdır.
Tıbbi tanısal yaklaşımlar büyük olasılıkla gelecekteki doktor-hasta ilişkilerini değiştirecektir. Bu ilişkiler, ölçüm yöntemlerinin gelişmesi sayesinde hastaya ulaşan sonuçların bilgisi ile “sağlığı ölçen verilerle” birlikte düzenlenmiştir.
Her şeyden önce, “makinelerle kuşatılmış ve sayılara alışık olan ” modern hekimin hastalarıyla temasını kaybetmemesi önemlidir.
Bir fizyolog olan Bechterev’den alıntı yapacak olursak: “Doktoruyla yaptığı bir görüşmeden sonra hasta kendini daha iyi hissetmiyorsa, bunun nedeni doktorun iyi olmamasıdır.” Hastalar, kendilerini dinleyecek, güvenilir birine ihtiyaç duyarlar. Doktorla bir bağ kurmak için genellikle bedenlerini kullanırlar. Hastalık, temas ve iletişim kurmaya yönelik bir fırsattır.
Doktorlar, ruhsal gerginliğin, mesleki veya aile sorunlarının birçok hastalığın kökeninde olduğunu giderek daha fazla kabul etmektedirler; ancak genellikle böylesi bir arka planla uğraşmak için çok fazla zaman ve enerji ayırmaktan çekinirler.
Genel pratikte ruhsal bozuklukların %94’ü’nün tedavisi ilaçlarla yapılır (Hoff, Leiter). Şans, sezgi, meşhur “terapötik yetenek” tıp sanatının öncüsü olmaktan çok uzaktır. Braun şöyle yazar: “Yaptığım şey (işlevsel olarak bir hastayla karşılaştığımda) çoğu zaman öğrenmiş olduklarımın tümünden farklıdır. ” Son yıllarda yapılan büyük atılımlara rağmen, psikosomatik hastalıkların tedavisinde henüz yolun başında sayılırız.
Bu durum süreç içinde nasıl yönetilir? Psikosomatik tıpta, bilgiyi genişletmek ve etkinliğini artırmak için öğrencinin formasyonu ve pratisyenin kapsamlı olarak bilgilendirilmesi nasıl geliştirilebilir? Hasta – doktor ilişkisi öğrenilebilirse aynı zamanda öğretilebilir mi?
M. Balint’ e göre , doktor öznelliğini, kendi duygusal yaşamını, tanı ve tedavi aracı olarak kullanmayı öğrenmelidir. Ayrıca, hastanın rahatsızlığını sadece “somatik bir ızdırap” olarak değil aynı zamanda çelişkili bir durumun ya da uyum sağlama güçlüğünün fiziksel düzlemde bir ifadesi olarak ele almalıdır.
Balint’in formasyon ve araştırma yöntemleri, küçük tartışma grupları aracılığıyla, profesyonel kimliğin inşasına yönelik hasta-doktor arasındaki ilişkilerin öğretilmesinde pratik bir yol oluşturmuştur.
Çeviri : Esra İlem